Psikoloji ||E-Kitap || Öneri - Eleştirileriniz || E-Kart ||Siteyi Tavsiye Edin || Siteyi Favorilere Ekleyin || Reklam || İletişim


 

Öyle horozlar vardır ki öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar.
(G.Dumant)
Astral Seyahat Atlantisin Sırrı

Astral Seyahat Atlantisin Sırrı



Teozofide ve okültizmde, kimilerinin esiri beden, kimilerinin de astral beden adını verdikleri seyyal maddelerden oluşan bedenin, fizik bedenden geçici olarak ayrılıp başka mekânlarda dolaşmasıdır. Klasik spiritüalizmde bu seyyal bedene duble adı verilir. Astral seyahatte duble şuurludur; fakat fizik bedene dönüldükten sonra, yaşanılanlar çoğu zaman hatırlanmaz.

Astral seyahat sırasında yaşanılanlar, bazen rüya şeklinde hatırlanır. Fakat rüyaların hepsi astral seyahatlerden ibaret değildir. Duble için, duvar gibi fiziki nesneler ve uzaklık, birer engel oluşturmaz. Bir anda çok uzağa gidebilir ve vibrasyon hızı yüksek maddeler düşük maddelerin içinden değişime uğramadan geçebildikleri için, kapı, duvar gibi her türlü fiziki nesnenin içinden geçebilirler.

Perispri'nin teozofideki gibi (astral-mantal-kozal) bedenlere ayrılamayacağını düşünen spiritüalistler bu tür fizik beden-dışı deneyimler için astral seyahat terimi yerine şuur projeksiyonu terimini kullanmayı tercih ederler.

Atlantis

Geçmişte Atlantik Okyanusu'nda yer aldığı ileri sürülen kıta. Atlantis'ten ilk kez Platon, Timaeus ve Critias adlı yapıtında söz etmiştir. Atlantis hakkında günümüze dek yüzlerce kitap yazılmıştır.Atlantis araştırmacılarına (Atlantologlar) göre, Atlantisliler pek çok alanda bu günkü uygarlığımızdan daha ileri bir düzeye ulaşmış bulunuyorlardı. Fakat yüksek teknolojileri ile doğanın dengelerini bozmaları yüzünden, kendilerinin neden oldukları depremler ve diğer doğal afetler sonucunda kıta, önce parçalanarak kısmen, daha sonra tümüyle sulara gömülmüştü. Atlantis'ten yapılan göçlerin yoğunlaştığı bölgeler Mısır, Gobi, Anadolu ve Amerika'dır.

Atlantis hakkında en ayrıntılı bilgiler veren kaynaklar, Edgar Cayce ve Rudolf Steiner'in Akağik okumalar ıdır. Atlantis'ten söz eden bir başka kaynak da, H.P. Blavatsky tarafından Batı'ya tanıtılan, Doğu'nun ezoterik kitaplarından Dzyan Kitabı'dır.

Bu kaynaklar ile ezoterik kaynakların verdikleri bilgiler birleştirildiğinde Atlantis'in gizemli tarihi şöyle özetlenebilir: Yeryüzünde insanın ilk ortaya çıktığı kıta olmamakla birlikte, ileri uygarlyklara bugünkü birçok kıtadan daha önce ev sahipliği yapmış, tufan sembolik adıyla belirtilen birçok doğal afetler dönemi yaşamış olmasına karşın, beş-altı devre boyunca varlığını sürdürmüştür.

Dünya gezegeninde ilk insan bedenleri bugünkü gibi katı değildi ve üreme, bilinen cinsel organlarla sağlanmıyordu. Bu varlıklar, insan biçimine sahip olmakla birlikte gelişim düzeyleri bakımından insan düzeyinde değillerdi. Güneşi henüz görmemişlerdi, çünkü gökyüzü, Güneş ışınlarının, yaşadıkları ortama ulaşmasını büyük ölçüde engelleyecek derecede yoğun bulutlarla kaplıydı.

Güneş ışınlarına doğrudan maruz kalmamakla birlikte sağlıklııdılar ve Dünya gezegeninin o dönemdeki etherik koşulları uygun olduğundan durugörü, telapati gibi psişik yetenekleri rahatlıkla kullanabiliyorlardı. Deniz gri renkteydi. Anlaşılan anlamda insanların ortaya çıkışı, yoğun bulutların dağılmasından ve kozmik ışınların yeryüzüne ulaşmasından sonra gerçekleşmiştir.

Şuurlu ve kendi çabasıyla gelişecek insanoğlunun yeryüzünde belirme zamanı geldiğinde, görünmez hiyerarşinin planı ve müdahalesiyle yeryüzünde ilk ırklar (üç-beş ırk) bulutların dağılması döneminde ortaya çıkmışlardır. Fakat ilk devreye özgü varlıklar (ki Edgar Cayce bunlara otomatlar adını verir) ortadan kaybolmamışlar, katılaşarak insan ırklarının hizmetinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Ruhsal tekamül düzeyi bakımından hayvan-insan arası bir geçiş basamağı olarak nitelendirilebilecek otomatlar, hayvanlardakine yakın bir otomatizma içerisinde heyecan ve içgüdüleriyle hareket eden, mantıkları olmayan, benlikleri oluşmamış yaratıklardı. Hissedebilmekle birlikte, efendileri ne derse muhakeme edemeden yerine getirirlerdi.

Bulutların dağılması ve yeryüzünün kozmik ışınlara maruz kalmasıyla, Dünya maddesinin vibrasyonel yapısında da birtakım değişiklikler meydana gelmişti. O dönemlerde 600-700 yıl normal yaşam süresiydi, 1000 yıl yaşayanlar da vardı. Kimi ırklar dev yapılı olup, boyları 3-4 metreyi buluyordu. Yeryüzünde uyumlu bir yaşam vardı. Dünya insanı gerekli koşullara sahip duruma geldiğinde kozmik bir kültür ya da öğretiyle tanıştı: Sirius Öğretisi.

Öğretinin indirildiği devrede bir Sirius kültürü temsilcisi dışında, devre boyunca, Sirius öğretisi bir gezegenden (kimilerine göre Venüs'ten) gelen öğretmenlerce öğretilmeye çalışıldı. İnsanlığın ilk dini denilebilecek bu öğretinin Atlantisli rahiplerine ve izleyicilerine Edgar Cayce Bir'in Yasası Oğulları der. Aynı öğretinin Mu'lu rahiplerine ise Naakaller" ady verilirdi.

Yeryüzünün kimi bölgeleri Aden Cenneti'nden farksızdı. Kentlerin kralları aynı zamanda rahiptiler ve Yukarı'dan (görünmez hiyerarşiden) aldıklarını aşağı aktarırlardı. Fakat sonraki dönemlerde yaşanan maddi ve manevi dejenerasyon yeryüzünü cennet olmaktan çıkaracaktı.

Bu dönemlerde Dünyanın esiri yapısı ve maddi koşulları uygun olduğundan çağımızda bilinen psişik yeteneklerin birçoğu rahatlıkla kullanılabiliyordu. Bir ceylanı, yalnızca onun hakkında kötü şeyler düşünmek, imajine etmek yoluyla şoka sokmak mümkündü. Nitekim, bir zaman sonra Atlantis'te maji (büyü) ortaya çıkacak ve çağımıza değin dünyanın yakasını bırakmayacaktı.

Altın Çağın dan sonra bir teşevvüş dönemine giren Atlantis'te manevi dejenerasyonun nedeni inançlarda farklılaşmaların olması, çoğunluğun iç yerine dışa, maddeye dönük duygulara kendini kaptırması, maddi ya da genetik dejenerasyonun nedeni ise hayvansı yaratıklarla birleşen insanlar yüzünden melez soyların ortaya çıkmasıdır. Kimilerine göre, dejenere bedenlere de ancak tekamül düzeyi geri, hayvanca duygular taşıyan varlıklar enkarne olur.