Psikoloji ||E-Kitap || Öneri - Eleştirileriniz || E-Kart ||Siteyi Tavsiye Edin || Siteyi Favorilere Ekleyin || Reklam || İletişim


 

Eğer elinizde bir çekiç varsa her şey gözünüze bir çivi gibi görünmeye başlar.
(Abraham Muslow)
Beslenme Ruh Sağlığı İlişkisi

Beslenme Ruh Sağlığı İlişkisi



Cumhuriyet Bilim Teknik'de yer alan, son zamanlarda çokca tartışılan konu HADE'ye de değinen bir makale: Hatalı beslenme davranışlarımızı etkiliyor. Huysuzluk, aşırı hareketlilik, öğrenme zorluğu, hatalı beslenme, sadece şişmanlatmakla kalmıyor, davranışlarımızı da değiştiriyor.

Emekli polis Dan White 1978 yılında San Francisco'daki belediye binasına tırmanarak önce belediye başkanını daha sonra da ilk eşcinsel belediye meclis üyesini öldürmüştü. Ne var ki White işlediği çifte cinayete rağmen sadece yedi yıl ve sekiz aylık hapis cezası aldı. Bir uzmanın açıklamasına göre suçlunun bilinci yerinde değildi. Çünkü White, bol miktarda çerez ve şekerleme yiyerek ruhsal çöküntü içine girmiş ve bu durum da onu cinayet işlemeye teşvik etmişti. Bir suçlunun beslenme alışkanlığına dayanılarak savunulması Amerikan adalet sisteminde Çerez savunması olarak tarihe geçmiştir.

Muzlu pasta insanı katil eder mi?

Beslenmenin davranışlarımız için ne kadar önemli olduğunu ciddiye almıyoruz diyor İngiliz Nature Justice organizasyonu bilim adamları. Bu iddialarını kanıtlamak için bir deney yapan araştırmacılar, çocuk mahkemesinde yargılanan bir grubun yarısına her gün vitamin kokteyli, diğer maddeler ve esanslı yağ asitleri, diğerlerine ise etkisiz ilaç vermişler. Dokuzuncu aydan sonra ortaya çıkan ilginç sonuca göre vitamin takviyesi alan grupta saldırgan davranışlar azalmış ve üçte biri de ceza evindeki düzene daha az başkaldırmaya başlamışla. Araştırma üzerinde yoğun tartışmalar yaşanırken toplumun diğer kesimlerine eğilen Bernard Gesch , hapishanedeki deneyin pekala okullarda da benzer sonuçlar doğurabileceğini düşündü.

Yirmi yılı aşkın bir süredir beslenme ve sosyal davranışlar arasındaki ilişkinin araştırıldığı Amerika'da, bugün bazı okullarda ek besinler hap şeklinde dağıtılmakta. Amaç, sadece öğrencinin sağlığını ve öğrenme yetisini güçlendirmek değil, okullardaki kavgaları, okul binasına ve eşyalara verilen zararları da önlemek.

On iki aylık diyet

Yaşları sekiz ila on iki arasında değişen kırk bir İngiliz öğrencisinin dikkat bozukluğu ve okuma zorluğu doymamış yağ asitlerine dayanan on iki aylık diyetten sonra önemli ölçüde düzelmiş. Ve Avustralyalı araştırmacılar kısa bir süre önce ekmekte bulunan bir konserve maddesi olan kalsiyum propionik asit tuzunun çocuklarda, keyifsizlik, aşırı hareketlilik, uyku ve dikkat bozukluğuna yol açabileceğini buldular. Uzmanlar, özellikle de gıdalar içindeki katkılar yüzünden endişeli. Yapay boyalar, konserve maddeler ve diğer teknik katkı maddeleri genelde tüm hazır gıdalarda bulunur.

Peki nasıl oluyor da kendimize zarar vermenin dışında, sağlıksız gıda seçimini de alışkanlık hale getiren gıdaları tüketiyoruz? Değişime mi uğruyoruz, yoksa bilgisiz miyiz? İngiltere'deki hapishane araştırmasına katılan gençlerin çoğu gıda maddeleri hakkında en basit bilgilerden bile bihaberdi. Hapishanedeki sağlıklı gıdalar arasında özellikle de kötülerini seçiyorlar diyor araştırmacılar.

Evrim biyologları bu duruma pek şaşırmıyorlar. Beslenme alışkanlığıyla ilgili temeller çok erken bir dönemde atılmıştır. Taş devrinde doğru olan, en olgun yani en tatlı meyveyi toplamaktı diyor mesela Michigan Üniversitesi psikologu Randolph Nesse. Peki ama bu şekilde programlanmış insan bin bir çeşit çikolatanın bulunduğu bir dünyada ne yapmalış yağ, şeker ve tuza karşı içgüdüsel tutkunluğumuz, o anda bulunanlarla midenin tıka basa doldurulduğu ve kıtzamanlar için enerjinin depolandığı dönemlerden miras kalmıştır. Fakat İsviçre'de yayımlanan beslenme dergisi Tabula 'daki bir yazıya göre günümüzde batı dünyasında yaşayan bir vatandaş, günde ortalama olarak yirmi kez kendini baştan çıkarabilecek gıda ürünleriyle karşı karşıya kalıyor. Hemen hemen tüm marketlerde satılan meyveli çörekler, kremalı pastalar veya çeşitli patates çipslerinin yanında taze meyveler ve patates çekiciliğini yitirmekte. Amerikalı bilim adamı Ken Goodrick'e göre beslenme alışkanlığındaki kritik durum açlık ve sunum arasındaki paradoksal ilişkiyle ortaya çıkıyor. İlk çağlarda sevilen gıdalar çok çabuk tükenirken hatta bunlar için savaşmak gerekirken, günümüz gıda endüstrisi artan talebi seri üretimle karşılıyor. Eskiden insanlar besin arıyordu, şimdi gıda ürünleri insanları buluyor.

Şişmanlık, toplumsal bir fenomen

Şişmanlık bugün genelde alt tabakada yer alan insanlarda görülmekte. Oysa dikkatli beslenme ve diyet alışkanlığı daha çok üst sınıflarda vardır. Toplumun bu kesimi eskiden olduğu gibi bugün de herkesin temin edemeyeceği gıdaları şık buluyor. Mesela istiridye, egzotik meyveler, yıllanmış şarap veya ender bulunan hayvan etleri gibi. Tüm sınıfların ortak yönü ise git gide daha fazla hazır gıdalara yönelmesi. Endüstri ülkelerinde yemek pişirme alışkanlığı bile kayboluyor. Yorucu tarla işleri ve ocak başında geçen zamanların yerini hazır gıdalar aldı. Bu gıdalar her an ulaşılabilen, zahmetsizce hazırlanan hatta doğrudan doğruya tüketilebilen ürünlerdir. Modern Fastfood zincirinin sloganı Eat and run (ye ve git). On beş saniye içinde sunulan bir McDonald's hamburgeri iki buçuk ila dört dakika içinde mideye indiriliyor.

Reklamların hedefi çocuklar

Yemek aralarında atıştırılan çerezler bile geleneksel öğünlerin yerini almaya başladı. Yemek, bir yaşam biçimi oldu ve reklamlar iştahımızı yirmi dört saat açık tutmak için çalışıyor. Reklamlar açlık üzerine değil sosyalleşme üzerine kurulu: Partiye neşe katan patates cipsi, cool sayılan hafif içecekler veya komşuyu baştan çıkaran hazır yiyecek reklamları gibi.

Alman beslenme psikologu Volker Pudel'in yapmış olduğu bir incelemeye göre özel televizyon kanallarında ana yayın saatinden önce yayımlanan üç reklamdan biri gıda ürünüyle ilgili ve bunların %40'ı yaşları üç ila on üç arasında değişen çocuklara yönelik. Çocuklara yönelik beş reklamdan dördünde ise Fastfood, çerez türü yiyecekler veya şekerlemeler tanıtılıyor.

Çocuklara küçük yaştan itibaren belli bir damak zevki aşılanmakta: Hazır bebek mamalarında bile tuz ve şeker var. Bebek çayı, bebek bisküvisi, kahvaltı içeceği ve çocuk yoğurtlarıyla çocuklar ucuz yapay ürünlere alıştırılıyor. Böylece markette satılan meyveli yoğurt evde hazırlananlara kıyasla daha lezzetli geliyor insanlara. Oysa hazır ürünler bol miktarda doğal aroma yerine altı ila on kat yapay aroma içerirler. Alman okullarında ve çocuk yuvalarında yapılan bir araştırmaya göre çocukların çoğu beş temel tattan sadece ikisini biliyor. Son araştırmalar belli başlı gıda ürünlerinin bağımlılık yaptığı kuşkusunu uyandırmıştır. Şişman insanlar hep daha fazla yemek isterler diyor Washington Üniversitesi endokrinoloji uzmanı Michael Schwartz . Çünkü beyin, tokluğu haber veren uyarı maddesi leptine karşı tepki göstermeyi unutur. Bu etkinin oluşması için birkaç öğün yağlı yiyecekler yemek yeterli. Hatta Rockefeller Üniversitesi nörobiyologu Sarah Leibowitz , büyük bir porsiyon yağın bedenimizdeki hormon sisteminin programını değiştirebileceğini bulmuş. Gerçi bu tür geçici değişimleri engellemek mümkün ama bunun için yağlı bir etten güçlü bir iradeyle vazgeçmeyi bilmek gerek diyor araştırmacı.

Bir ikiz deneyi

Mayıs 2003'te İngiltere'de yaşanan bir olay büyük ilgi toplamıştı. Beş yaşındaki ikizler Michael ve Chirstopher , Southampton Üniversitesi çocuk psikologu Jim Stevenson'un bir araştırmasına katıldılar. Psikolog, zekâ ve fiziksel davranışları eşit olan ikizlerin beslenme alışkanlıklarını 14 gün izledikten sonra ikizlerden birine tatlandırıcılı, tat yoğunlaştırıcı ve boya içeren yiyeceklerle besledi. Araştırma sonunda sağlıklı beslenen çocuk annesine farklı görünmesinin dışında zeka testin de kardeşine göre %15 daha başarılı olmuştu.

Omega 3 yağ asitleri zindelik veriyor

Amerikan sağlık dairesi National Institutes of Health, biyokimyacısı ve psikiyatrı Joseph Hibbeln, depresyonun bile beslenmeyle ilgili olduğunu söylüyor. Araştırmacının iddiasını göre balık, av eti ve ceviz gibi gıdaların içerdikleri Omega 3 yağ asitleri yeterince alınmıyor. Çünkü hazır gıdalar işlenmesi daha kolay olduğu için soya ve mısır yağı gibi doymuş Omega 6 yağ asitleri içeriyor. Beynimizdeki sinir hücrelerinin zarları beşte bir oranında yağ asitlerinden oluştuğu için de uyarı aktarımı sadece Omega 3 ve Omega 6'nın uygun kombinasyonlarda bulunması halinde düzgün işlemekte. Omega 3 açısından fakir bir beslenme, sinirsel uyarıları aktaran serotonin üretimini de düşürmekte. Ve düşük serotonin yoğunluğu ağır ruhsal çöküntülere yol açıyor.

İngiltere, İsrail ve Amerika'da Omega 3 içerikli balıkyağı kapsülü araştırmalarıyla, depresyonlu kişilerde önemli sonuçlar elde edildi. Elbette ki emekli polis Dan White'ı depresyona ve çifte cinayete sürükleyen sadece çerez türü yiyecekler değildi. Ama yediklerimiz ve davranışlarımız arasındaki karşılıklı etkileri yine de görmezden gelemeyiz.

O halde hatalı beslenmeyle ortaya çıkan dramatik sonuçların çoğalmaması için, Homo sapiens haline gelmemizi sağlayan beslenme reçetesini hatırlayarak, gıda seçiminde aklımızı kullanmaya bakalım.

Kaynak : Nilgün Özbaşaran Dede