Durum ve Davranışlarımız
Yaşam deneyimlerimizi yönlendirmeden önce, nasıl deneyim edindiğimizi anlamalıyız. Bir memeli olarak insan; çevresiyle ilgili bilgileri özel alıcı ve duygu organlarıyla alır ve temsil eder. Tat alma, koklama, görme, işitme ve dokunma olmak üzere beş duyu organımız vardır. Başlıca davranışlarımızı etkileyen kararların çoğunu sadece görme, işitme ve dokunma organlarını kullanarak verebiliriz. Bu özel alıcılar özel uyarıcıları beyne iletirler.
Genelleme, bozulma ve saptırma süreçlerinden sonra beyin bu sinyalleri alır ve süzerek iç temsilcimize yollar. Bu nedenle içtemsiliniz, olay hakkındaki deneyiminiz; kesin olarak gerçeği yansıtmaz. O, daha çok kişisel iç temsilimizin tekrar sunulmasıdır. Kişilerin bilincli zihni, kendisine gönderilen sinyallerin hepsini kullanmaz. Bilinçli olarak kulak titremesinden, sağ elinizin küçük parmağındaki kan basıncına kadar binlerce uyarıcıyı almak zorunda kalırsınız; muhtemelen tam bir deli olursunuz. Bu nedenle beyin ihtiyaç duyduğu ya da ilerde ihtiyaç duyacağını umduğu bilgileri süzer, depolar ve geri kalanını siler.
Süzgeçleme süreci, kişi algılamasının çok büyük bir aralıkta çalıştığını açıklar. Aynı trafik kazasını iki kişi görebilir, fakat ikisi de onu çok farklı şekilde anlatır. Birisi gördüklerine, diğeri işittiklerine önem verebilir. İlk planda algılama sürecinin başında fizyolojileri birbirinden farklıdır. Birisinin görme yeteneği tam iken, diğerinin fizyolojik kaynakları genel olarak zayıf olabilir. Belki biri daha önce kaza geçirmiş ve halen belleğinde o kazanın canlı temsillerini taşıyor olabilir.
Nesnelerin gerçekte ne olduğunu bilmiyoruz sadece onları temsil ediyoruz
Öyleyse onları bizi sınırlayacak şekilde temsil etmek yerine, neden güçlendirecek şekilde temsil etmeyelim? En başarılı kişi bile kötü şeyleri düşünebilir ve kendisini çöküntü, kızgınlık ya da karmaşa durumuna sokabilir ya da bütünüyle yaşamın yararlı yönleri üzerinde yoğunlaşabilir. Koşullar ne kadar kötü olursa olsun onu kendinizi güçlendirecek yönde temsil edebilirsiniz. Değer; kendimiz için onu temsil etme şeklimizdir.
Ateş üzerinde yürümek bu konuyla alakalıdır. Ateş yürüyüşünde kişilere kendilerini güçlendirecek, korku ve diğer kısıtlayıcı faktörlere rağmen eyleme geçebilecek ve sonuçlar üretebilecek şekilde durum ve davranışlarını nasıl değiştirecekleri öğretilir. Şimdi ateş üstünde yürüyenler ilk geldiklerinde bu işin imkanız olduğunu düşünenlerdir. Ne yapabileceklerine dair iç temsillerini değiştirince, ateş üzerinde yürümek korkunç bir şeyken yapableceklerine emin oldukları bir şey haline dönüştü. Bir işin yapılmaısı imkansız gibi görünüyorsa bu sadece zihnimizde oluşturduğumuz bir kısıtlamadır.
İstediğiniz sonuçları üretebilmenin sırrı, nesneleri sizi becerikli duruma sokacak şekilde temsil etmenizdir.
Yaşamınızda tüm kötü şeyler, istemediğiniz nesneler ya da olası sorunlar üzerinde sürekli olarak yoğunlaşırsanız, bu tip davranış ve sonuçları destekleyecek bir duruma girersiniz. Örneğin siz kıskanç biri misiniz? Hayır değilsiniz. Geçmişte kıskanç durumlar üretmiş olabilir ve bu durumdan kaynaklanan davranışlar göstermiş olabilirsiniz. Bununla birlikte siz bu davranışların gösterdiği gibi değilsiniz. Hakkınızda bu tür genellemeler yaparak gelecekte sizin davranışlarınızı yönlendirecek ve yönetecek bir inanç yaratırsınız. Davranışlarınızın, durumunuzu, durumunuzun da fizyolojinizin ve iç temsilinizin bir sonucu olduğunu unutmayın.
Seven kimsenin sizi aldattığını temsil ederseniz, kısa süre içinde kendinizi öfke ve kızgınlık durumunda bulursunuz. Bunu gösteren hiç bir delil olmasa bile. Bu deneyimi vücüdunuza gerçekmiş gibi verirseniz sevdiğiniz kişiye kötü davranabilirsiniz. Negatif görüntüleri değiştirebilir ve yerine sevdiğiniz kişinin bir an önce eve gelip sizi görmek istediğini, sizi özlediğini ve sizi düşündüğünü düşünebilirsiniz. Unutmayın siz negatif düşüncelerinizi sergilemeye devam ederseniz o bir süre sonra bunları gerçekleştirecektir.
|