Psikoloji ||E-Kitap || Öneri - Eleştirileriniz || E-Kart ||Siteyi Tavsiye Edin || Siteyi Favorilere Ekleyin || Reklam || İletişim


 

Öfke saklamaya gelmez, büsbütün içimize işler.
(Montaigne)
Rüyalar ve Yorumları

Rüyalar ve Yorumları



Kendi rüyalarımdaki maddeleri bir inceleyelim. Rüya, en büyük çelişkileri bir araya getiriyor, olanaksızlıklara olanak veriyor, bizi her gün etkileyen bilgiyi göz önünden uzaklaştırıp bizi kişisel ve toplumsal ahlak açısından kabul edilemez olanla yüz yüze bırakıyor. Uyanıkken de rüyasındaki durumların, onu gösterdiği biçimde davranan herhangi birinin delirdiğini sanılır; uyanıkken de rüyaların içeriği türden şeyler söylemeye veya iletmeye kalkan biri izlenimini bırakır. Buna koşut olarak, rüyalardaki fiziksel etkinliklerden kötü söz ettiğimiz ve özellikle de rüyada yüksek zihinsel yetilerin askıya alınmış ya da en azından ciddi biçimde bozulmuş olduğunu bildirdiğimiz zaman yalnızca bir olguyu dile getirdiğimize inanırız... Rüyanın içeriği, sanki işaretleri teker teker çevrilmesi gereken hiyeroglif biçiminde verilmiş gibidir... Bu işaretleri birer işaret olarak göndergelerine göre değil de resim değerlerine göre okumaya kalksak, kesinlikle yanlış bir yöne sapmış olacağımız açıktır.

1. Zar zor kabul edildiğim bir eve giriyorum, bu arada bir kadını da bekletiyorum.

Kaynak: Akşam bir akrabayla yaptığım konuşma, konuşmada kadın almak istediği bir şey için bir yere kadar beklemek zorunda olduğunu söylemişti.

2. Belli bir tür bitkinin (burası açık değil) üzerine bir monograf yazıyorum.

Kaynak: Sabah kitapçının vitrininde siklamen cinsi üzerinde bir monograf görmüştüm.

3. Sokakta iki kadın görüyorum, bir ana kız, kız benim bir hastam.

Kaynak: Tedavi ettiğim hastalardan biri akşam bana annesinin onun tedaviye devam etmesi konusunda nasıl güçlükler çıkardığını anlatmıştı.

4. S. and R. Kitapçısında bir dergiye yılda 20 falorine abone oluyorum.

Kaynak: Karım bana gündüz, evin masrafları için ona hala 20 florin borcum olduğunu anımsatmıştı.

Rüyamda hırsızlardan korktuğumu görürsem, hırsızlar kesinlikle hayal ürünüdür, ama korku gerçektir.

Hissedişimiz, Rüyalarda yaşadığımız duyguların hiçbir biçimde uyanıkken duyduğumuza benzer yoğunluktaki duygulardan daha alt düzeyde olmadıklarının kanıtıdır ve rüya, ruhumuzun gerçekten derin ve biçimlendirici yaşantılarından biri olarak kabul edilme hakkını hayali fikirler içeriğinden çok daha güçlü bir biçimde bu duygusal içeriğiyle ister. Uyanık olduğumuz zaman, söz konusu rüya-duygularını uygun yerlerine yerleştiremeyiz, çünkü uyanıkken yargılarımız tüm bunlarla ne yapacağını bilemez.

Bu rüyaların uyandırdığı kabul edilemez duygunun, bizi, bu gibi konuları ele almaktan ya da tartışmaktan çoğunlukla başarılı biçimde alıkoyan ve her birimizin, her şeye karşın, onlarla baş etmek zorunda kalırsak aşmamız gereken isteksizlikle temelde benzer olduğuna şüphe yoktur.
Her bir rüyanın anlamı, bir isteğin gerçekleşmesidir.

Aşağıdaki rüyayı bir hastamdan değil, tanıdığım zeki bir hukukçudan dinledim: “Rüyamda kolumda bir hanımla eve geliyorum. Orada beni bekleyen üstü kapalı bir arabadan bir adam çıkıp yanıma geliyor, kendisini polis memuru olarak tanıtıyor ve onu izlememi söylüyor. Ondan yalnızca işlerimi yoluna koymak için zaman istiyorum.- Bunun benim tutuklanmayı istediğim anlamına geldiğine inanıyor musun?

- İtiraf etmeliyim ki bu olanaklı değil. Ne nedenle tutuklandığını biliyor musun?
- Evet, sanırım, bebek öldürmekten.
- Bebek öldürmek mi? Bunun yalnızca bir annenin kendi yeni doğmuş bebeğini öldürmesi suçu olduğunu bilmiyor musun?
- Evet, biliyorum...
- Peki rüyayı gördüğün zamanki koşullar nasıldı. O akşam ne yapmıştın?
- Geceyi evde değil çok önem verdiğim bir hastamın yanında geçirmiştim. Sabah uyanın yeniden bir şey yaptık. Sonra ben yine uyuyakaldım ve sana anlattığım rüyayı gördüm.
- Bu hanım evli mi?
- Evet.
- Ve ondan bir çocuğun olsun istemiyorsun, değil mi?
- Hayır, hayır bu bizi ele verir.
- Öyleyse senin rüyan bir isteğin gerçekleşmesi. Bu rüyadan bir çocuk yapmadığın ya da hemen hemen aynı biçimde, bir çocuğu öldürmediğin teminatını aldın. Aradaki bağları sana kolaylıkla gösterebilirim. Birkaç gün önce evliliğin ne kadar kötü olduğundan ve yumurta ve meni bir kez bir araya gelip fetus oluştuktan sonra her tür müdahalenin suç sayılarak cezalandırılmasına karşın, hamileliğe yol açmayacak biçimde cinsel ilişki kurma yolları bulunmamasının tutarsızlığından söz ettiğimizi anımsıyorsundur. Lenau’nun bebek öldürme ile doğum kontrolünü bir tutan korkunç şiirini de herhalde biliyorsundur.
- Çok dikkat çekici. Ben de daha bu sabah Lenau’yu düşünmüştüm.
- Şimdi de sana rüyada daha küçük ikincil bir isteğin nasıl gerçekleştiğini göstereceğim. Eve kolunda bir hanımla geliyorsun: Böylece gerçekte yaptığın gibi geceyi onun evinde geçirmek yerine, onu kendi evine götürüyorsun. Rüyanın çekirdeğini oluşturan isteğin gerçekleşmesinin kendini böylesine nahoş bir biçimde saklamasının belki de birden fazla nedeni vardır. Kaygı nevrozunun nedenleri hakkındaki makalemden nörotik kaygının ortaya çıkmasındaki etkenlerden birinin erkeğin ejakülasyondan önce geri çekilmesiyle sonuçlanan cinsel birleşme olduğunu iddia ettiğimi öğrenmiş olabilirsin. Birkaç kere bu biçimde cinsel ilişki kurduktan sonra, bir huzursuzluk duyduysan, bu da sonradan rüyanın bileşiminde bir unsur olmuş olabilir.

Çıbanın varsa, ata binemezsin.

Nesnel, acı veren bir uyarım kaynağının görülebileceği yalnızca tek bir rüya kaydettim ve bu rüya, dış uyarımın, rüyanın biçimlenmesine nasıl etki yaptığını görmemiz açısından çok öğretici olacaktır.
Gri bir ata biniyorum. Atın üzerinde korkarak ve biraz da beceriksizce, sanki yalnızca orada kalmaya çalışıyor gibi duruyorum. Sonra meslektaşım P. İle karşılaşıyorum. P. güzel bir takım, eyerin üzerinde dimdik oturuyor ve bir konuda (büyük olasılıkla doğru oturmadığım konusunda) beni uyarıyor. Şimdi son derece zeki atımın üzerinde giderek daha kolay ve daha rahat oturduğumu fark ediyor ve atın üzerinde kendimi evimde gibi duyumsuyorum. Eyer yerine, atın boynu ile kalçası arasındaki bölümü tamamen dolduran bir tür yastık koymuşum. Bu şekilde iki ağır yük arabası arasındaki dar boşluktan geçiyorum. Yolda biraz ilerledikten sonra duruyorum ve önce kapısı caddeye bakan küçük bir şapelin önünde attan inmeye hazırlanıyorum, ama asıl onun hemen yanındaki bir başka kapının önünde iniyorum; kaldığım otel de aynı caddedeymiş; atı bıraksam oraya kendi başına gidebilirmiş ama onu kendim götürmeyi yeğliyorum. Sanki otele at sırtında gelmekten utanıyormuşum gibi.
Otelin önünde görevli bir çocuk duruyor. Bana, buldukları bana ait bir notu gösteriyor ve bu not yüzünden bana gülüyor. Kağıdın üzerinde “yiyecek bir şey yok” yazılıp, altı iki kez çizilmiş ve bir de “İş yok” gibi (belisiz) ikinci bir yönerge yazılmış; herhangi bir iş yapmadığım tuhaf bir kasabada olduğum fikrine kapılıyorum.
Bir gün önce bedenimde, her hareketimi işkenceye çeviren birkaç çıban vardı ve en son olarak skrotumumda (içinde testislerin bulunduğu torba) çıkan elma büyüklüğünde bir çıban, attığım her adımda bana dayanılmaz bir acı veriyordu. Ateşli bir bitkinlik, iştahsızlık, tüm bulara rağmen yoğun günlük çalışmamı sürdürmem, hepsi duyduğum acıyla birleşmiş beni mutsuz ediyordu.
Aslında bir doktor olarak görevlerimi yerine getirebilecek durumda değildim, ama sorunun yapısı ve yeri aklıma farklı bir etkinlik getirdi; durumuma başka herhangi bir etkinlikten çok daha uygunsuz olan bu etkinlik ata binmekti. Şimdi rüyamın bana yaptırdığı da tam olarak buydu; şikayetimi inkar etmemin akla gelebilecek en enerjik yolu buydu. Ata binmeyi zaten bilmem ve bunu saymazsak rüyada ata bindiğimi de görmem; hayatımda bir kere bir arın üzerine oturdum, o da at eyersizdi ve bu işten hiç zevk almamıştım.
Ama bu arada sanki perinemde (skrotumun arka yüzünün deriye tutunduğu kısım ile anüs arasında kalan bölge) çıban yokmuş gibi ata biniyorum. Hayır, orada çıban olmasını istemediğim için ata biniyorum. Betiminden anlaşıldığı kadarıyla eyerim de uyumama olanak veren yara lapası. Onun koruması sayesinde uykumun ilk saatlerinde büyük olasılıkla hiç acı çekmedim.
Sonra acı duyuları kendilerini hissettirmeye başladılar ve beni uyandırmaya çalıştılar, bunun üzerine rüya geldi ve yatıştırıcı biçimde bana “uyumaya devam et, nasıl olsa uyanmayacaksın! Çıbanın yok baksana ata biniyorsun. Bir çıban olsaydı, ata binmezdin” dedi. Ve rüya başarılı oldu. Acı dindi ve ben uyumaya devam ettim. Fakat rüya şikayetime zıt bir fikre inatla tutunarak, bu açıdan çocuğunu yitiren annenin veya tüm servetini kaybeden tüccarın hayali sabuklamalarındaki gibi davranarak, çıbanı “yok saymakla” yetinmedi. Ayrıca rüyada duyuların inkarına ilişkin ayrıntılar ve duyuları bastırmak için kullanılan imge de, ruhta o anda etkin olan diğer malzemeleri rüya durumuyla bağlantılandırmak ve bunları temsil etmek için bir yol bulma görevi gördü. Gri bir ata biniyorum; atın rengi meslektaşım P.nin onunla kırda en son karşılaştığım sırada giydiği kırçıllı takımın rengine tam olarak uyuyor. Arkadaşım P., birlikte çok büyük işler başardığım bir kadın hastamı benden devraldığından beri bana büyüklük taslamaktan (İngilizce’de bu anlam ‘benden daha büyük ata binmek’ deyişiyle veriliyor) çok zevk alıyor.
Böylece simgesel olarak, at bir hastayı gösteriyor (rüyamda onu son derece zeki buluyorum); ‘orada kendimi evimde gibi hissediyorum derken de P. Benim yerimi almadan önce onun evinde sahip olduğum konumu anlatıyorum. Şehrin en iyi doktorlarından biri olan ve benim iyiliğimi isteyen bir arkadaşım kısa bir süre önce o evle bağlantım konusunda bana ‘Orada dizginleri tamamen eline aldığını görüyorum’ demişti. Ayrıca bu kadar acı çekerken günde 8-10 saat terapi yapmak büyük bir işti, ama kendimi fiziksel açıdan iyi hissetmediğim takdirde çok zor olan işime uzun süre devam edemeyeceğimi biliyorum ve rüya ortaya çıkacağı kesin olan duruma (nörotiklerin tutup doktorlarına gösterdikleri türden olan not), “yiyecek bir şey yok ve iş yok” karanlık anıştırmalarıyla dolu.
Yorumumu biraz daha ileri götürürsem, rüya işinin, ata binmedeki isteği gerçekleştirme durumundan, çocukluğumun ilk yıllarında, benimle benden bir yaş büyük olan ve şu anda İngiltere’de yaşayan bir kuzenim arasında geçmiş olan tartışma sahnelerine bir yol bulmaya çalıştığını görebilirim. Ayrıca İtalya yolculuklarımdan da kimi unsurlar taşıyor olabilir; rüyamdaki cadde Verona ve Siena’da edindiğim izlenimleri içeriyor. Daha da derine inen yorumlama, cinsel düşüncelere kadar gidiyor ve rüyamda bu güzel ülkeye anıştırmaların hiç İtalya’da bulunmamış bir kadın hastamda ne anlama geldiğini düşündüğümü anımsıyorum (İtalya ve jenital organlar bağıntısı); ayrıca bunun doktor olarak arkadaşım P. den önce bulunduğum evde ve çıbanımın bulunduğu yerle de bağlantısı var.

Görünüşte zararsız olan rüyaların, onları yorumlama zahmetine girdiğimiz zaman, çok kötü oldukları görülüyor.

Deyiş yerindeyse, bu rüya ‘dünkü çocuğun değildi’. Akıllı ve seçkin bir hanım efendi rüyasını anlatıyor: Hanımefendi, aşçısıyla birlikte markete gidiyor, sepeti aşçı taşıyor. Kadın bir şey isteyince kasap ona “Hiç kalmadı” diyor ve “Bu da iyidir” diyerek ona başka bir şey vermek istiyor. Hanımefendi onu reddedip manav kadına gidiyor. Manav ona bir demet halinde bağlanmış ama siyah bir sebze satmaya çalışıyor. Kadın, “bunun ne olduğunu anlamadım. Onu almayacağım ...” diyor.
Bir rüyadaki bir şey konuşma yapısındaysa, yani yalnızca düşünülmekle kalmayıp söyleniyor ya da işitiliyorsa –bu ayrım gerçekten çok açık biçimde yapılabilir– , o zaman uyanıkken söylenmiş bir şeyden türemiş demektir, ancak uyanıkken söylenen bu şey hammadde olarak, parçalanmış, biraz değiştirilmiş ama en önemlisi bağlamından çıkarılmış bir şey olarak ele alınır ... Öyleyse, kasabın hiç kalmadı sözü nereden geliyor? Aslında bu sözün kaynağı benim: Birkaç gün önce, ona “en eski çocukluk yaşantılarının kalmadığını, ama analizde bunların yerini “aktarımlar” ve rüyaların aldığını söylemiştim. Böylece kasap bendim ve kadın, eski düşünme ve hissetme biçimlerinin bu güne aktarımlarını reddediyordu.
Peki ya rüyalarımızın gelecekle ilgili bilgi edinmek açısından değeri nedir?
Rüyalar, her anlamda, geçmişten gelir, ama rüyaların bize geleceği gösterdiği yönündeki eski inanç, tamamen yanlış değildir. Çünkü bir rüya, bir isteği gerçekleşmiş olarak göstererek aslında bizi geleceğe götürür; ama rüyayı gören kişi tarafından şimdi olarak algılanan bu gelecek, geçmişin imgesi içindeki yok edilmez istek tarafından biçimlendirilir.

Rüyalar ve Yorumlarının (Oxford, 1999), Joyce Crick tarafından çevrilen ve editörlüğünü Ritchie Robertson’un yaptığı yeni baskısından alınmıştır.